Hiç tanımadığınız insanlarla birkaç defa karşılaşarak, sadece birkaç
defa sohbet ederek, onları uzaktan seyrederek yada çeşitli mecralardan
takip ederek nasıl insanlar olduklarını, neler yaşadıklarını, ne gibi
zorluklarla mücadele ettiklerini yada ne gibi sorunlarla başbaşa
kaldıklarını bilemezsiniz. Onları yeteri kadar tanıyamazsınız.
İnsanların uzaktan görünüşleri, sıradan gülüşleri, görkemli görünen
yaşamları yada pozitif duruşları sizi yanıltmasın.
Olayları dışarıdan seyredenler için herşey hoş ve kolay görünür. Halbuki mahiyet seyrederek değil, yalnızca yaşanarak anlaşılır. Öyle
durumlar vardır ki, içinde yaşayan kimseyi rahatsız eder; uzaktan bakan
ise ona imrenir ve onun yerinde olmak ister. Bence İnsanların
hayatlarına, onları yeteri kadar tanımadan ve
içlerini yeterince bilmeden imrenmeyin.
Belki de sizin hayatınız
imrendiğiniz insanın hayatına kıyasla çok daha imrendiricidir. Fakat siz
şükretmesini bilmediğiniz için durumun farkında değilsinizdir. O yüzden
sahip olduğunuz herşey için şükretmesini bilin.
Yazımı Kurt Cobain'in ünlü sözlerinden birisiyle bitirmek isterim.
''Hayal ettiğiniz insan olmaya çalışmak, aslında içinizdeki insanı harcamaktır.''
Satış alanında çalışanlar için tanışmak önemli bir gerekliliktir.
E-ticaret ve tele marketing dışında genel anlamda müşteriyle tanışmadan müşteriye ürünü sadece telefon
yolu ile yada e-posta üzerinden anlatmak, tanıtmak müşteriyi kazanmak
için yeterli değildir. Satış öncesinde belli hedeflere ulaşmak için
insan ilişkilerine ve zamana yatırım yapmak gerekmektedir. Burada
yaptığı işe gerçekten emek harcayan satış alanındaki meslektaşlarımızdan
ve onların çalışma faliyetlerinden bahsediyorum.
Seyyar bir simitçiden, seyyar bir pilavcıdan yada seyyar anlamda ürün
satan insanlardan bahsetmiyorum. Tabii ki bunu söylerken maksadım seyyar düzende çalışan küçük girişimcilerin yaptıkları işi küçümsemek değil. Ama
hepimiz biliyoruz ki onlar genelde hep işin kolayına kaçıp kalabalığın
içinde parlayan ve kalabalık ortamlarda A sınıfı B sınıfı C sınıfı
gözetmeksizin sayısız müşteriye altın yumurtlayan bir tavuk misali bakış
açısıyla yaklaşıp iletişime geçen, elindekini satabilmek için kimi
zaman köylü kurnazlığı bile yapmaktan çekinmeyen küçük girişimcilerdir.
Bu tarz satıcılar için zaman çok değerlidir. Onlar uzun süreli müşteri
ilişkilerinden hoşlanmazlar. Onlar için mühim olan konu tamamen al gülüm
ver gülümdür. Bir profesyonel satışcı için bazen bir saatlik zaman
birimi yada bir günlük süre büyük bir kayıp teşkil etmezken seyyarcılar
için vakit nakit demektir. O yüzden onların bir müşteriye ayırdıkları
vakit profesyonel bir satış temsilcisinin bir müşterisine ayırdığı
vakitten çok daha azdır.
Yazımın başında satış alanında çalışanlar için tanışmak bir
gerekliliktir demiştim. Her satış temsilcisi çalışmak istediği
potansiyel müşteri hakkında araştırmalar yapmalı ve bilgiler
toplamalıdır. Yapmış olduğu araştırmalar ve elde etmiş olduğu bilgiler
kendisini tatmin ediyorsa müşteri ile irtibata geçmelidir ve görüşmeleri
başlatmalıdır.
Eğer müşteri ikna edilebilmişse bu müşterinin sizden, firmanızın
prestijinden, pazarlama politikalarından ve vizyonundan etkilenmiş
olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla müşteri pazarlamış olduğunuz
ürünlerin satılabileceğine kanaat getirmiş demektir. Böylelikle de
müşteri ilişkileri yönetimi başlamış olur. Müşteri ilişkileri süreci
sadece al gülüm ver gülüm süreci değildir. Satış temsilcisi için tamamen
bir flört sürecidir. Bu sebeple müşteriye gereken ilgi ve alaka
gösterilmeli ve müşteri ilişkileri yönetimi başarılı bir şekilde icra
edilmelidir. Müşterinin istek ve talepleri değerlendirilmeli ve
sorunları için yapıcı çözümler üretilmelidir.
Müşteri ilişkileri yönetiminde filozofi şudur: Eğer işinizi
müşterilerinizin istekleri ve ihtiyaçlarına göre dizayn ederseniz
ürettiğiniz ürün ve hizmeti satma olasılığınız çok daha yüksek
olacaktır.
Eğer CRM'e gereken önemi verip gerekli yatırımları yaparsanız
müşterilerinizi hiçbir zaman ihmal etmez ve müşteriyle uzun süreli bir
oyalama süreci yaşamazsınız. Pazarın talep ve ihtiyaçlarını sıcağı
sıcağına takip etme gücüne sahip olursunuz. Bu doğrultuda da firmanızın
ticari faliyetlerini değişime göre şekillendirerek pazarda daha güçlü ve
emin adımlarla rekabet edebilirsiniz.
Öyleyse CRM'e gereken önemi verin. Aksi taktirde istemediğiniz ve çözemeyeceğiniz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.
Her ulusun, kurumun yada ekibin kendisini doğru yönlendirebilecek, kendisine yol gösterebilecek ve başarılı bir şekilde yönetebilecek, iradesi kuvvetli bir lidere ihtiyacı vardır. Peki lider nasıl olunur? Lider kimdir? Özellikleri nelerdir?
Lider koltuk sevdası olan değil, zaferler elde etme sevdası ile yaşayandır. Lider koltuğa sahip çıkan değil, bir kuruma bir ekibe sahip çıkabilendir. Zaten bunu yapabilen bir lider koltuğun sahibidir. Lider bayrağı fedakarlık için teslim alıp dalgalandırandır. Lider insanlara duruşuyla iş yaptırabilen, duruşuyla kızan ve kendisini duruşuyla sevdirendir. Liderin lider olduğu sarfettiği sözlerin içinde gizlidir. Liderin lider olduğu problemleri çözme yöntemlerinde gizlidir. Liderin lider olduğu zaferleri nasıl elde ettiğinde gizlidir. Liderin lider olduğu insanların ona duyduğu sempati, sevgi ve sahiplenmeden belli olur.
Lider vizyonu geniş, daima değişime açık, değişimin yaratıcısı, en iyi fikirleri bulabilen ve uygulayan, geleceği öngörebilen, paylaşımcı, korkusuz, mert, sahip çıkan, etrafına güven verebilen, etrafına cesaret verebilen, ekibini etkili sözleriyle harekete geçirebilen, kendisini dinletebilen, sözünü geçirebilen ve gerektiğinde riskler alabilendir.
Becky Brodin liderlikle ilgili şöyle der; "Liderlik otorite kullanımı
değildir. İnsanları güçlendirmektir." Lider ait olduğu ulusa veya kuruma
hedefler koyarak onları bu doğrultuda yönlendiren ve arkasından
sürükleyen kişidir.
Eğer kendinizde liderlik vasıfları bulunduğuna gerçekten inanıyorsanız o zaman hiç beklemeden o liderlik ruhunu harekete geçirin.
Bir makamı, bir mevkiyi yada bir koltuğu haketmeden elde etmek adil ve etik bir anlayış biçimi değildir. Hatta bu anlayışla ulaşmayı düşündüğünüz mevkiler sizi ilerleyen süreçlerde çok ciddi sorunlarla başbasa bırakabilir. Çünkü karşınıza tecrübe edinmediğiniz sorunlar çıktığında çözülmesi tamamen şansa bağlı hale gelir. Hatta sorunu çözemezseniz hem kendinizi rencide etmiş olur hemde mevkiye ve kuruma zarar vermiş olursunuz.
Arzuladığınız hedefler muhakkak ki olacaktır. Ancak hedeflerinize merdivenleri ikişer üçer basamaklarla çıkmayı deneyerek ulaşmak size büyük yanlışlar yaptırabilir. Bu sebeple birşeyleri elde etmek için önce tecrübe edinmelisiniz. Tecrübeniz yoksa kaybolmaya mahkum olursunuz. Tecrübe olmazsa kaybetmek kaçınılmazdır.
Sabırsız olmak, aceleci davranmak, sakin yaklaşımlar yerine ani kararlar almak size çoğu zaman kaybettirecektir.
Örnegin yakın zamanda önceden programlanmış bir müşteri görüşmeniz var. Gideceğiniz yerin adresi ve görüşme saati size iletilmiş. Karşılıklı teyitler yapılmış. Görüşmenin konusu belli. Bu bir ikna etme ve anlaşma gerektiren bir görüşme olabilir.
Buna göre yapmanız gereken ön hazırlıklar olmalı. Müşterinizin güncel durumu hakkında güvenilir bağlantılarınız üzerinden önemli istihbaratlar edinmelisiniz. Bu size müşterinin durumunu, ihtiyaçlarını ve beklentilerini iyi anlamanızı sağlıycaktır. Bunları yapabildiğiniz taktirde görüşmeniz mutlak suretle başarılı geçebilir.
Güçlü bir rakiple oynayacağı maça antreman yapmadan hazırlıksız çıkan bir takımın elde edeceği mutlak sonuç sadece bir hüsran ise sizinde hazırlanmadan gideceğiniz bir iş görüşmesi sonucu büyük olasılıkla vasat geçecek demektir.
Öyleyse birşeyleri elde etmek için yapmamız gereken hazırlıklar olmalı.
Unutmayın zoru kolaya çevirmek akılcı bir şekilde düşünmekten geçer.
Bir kuruma, ekibe, çevreye, cemiyete, bir
kasabaya, bir şehire yada herhangi bir cumhuriyetin birine ayitseniz en önemli
görev ve sorumluluğunuzun orada değer yaratabilmek ve değer katabilmek olduğunu
muhakkak aklınızdan çıkarmamalısınız.
Kendinize sorunlar yaratan, çevresine
rahatsızlık hissettiren, zarar veren, üretmeyen, yük olan bir insan profilimi
çizmek istersiniz. Yoksa insanların size sevgi ve saygıyla yaklıştığı, sempati
beslediği ve hayranlık duyduğu, manevi günlerinde yanlarında görmek istediği,
çevreniz tarafından güvenle aranan, yeni fikirler üretebilen bir insan
profilimi çizmek istersiniz. Kararı siz verin.
Unutmayın ki değer yaratma en imkansız
sanılan durumlarda bile gerçekleşmesi mümkün bir çabadır. Yeter ki
girişimlerinizi ortaya koymaktan çekinmeyin. Korku ve endişe duygularından
olabildiğiniz kadar uzaklaşın. Kaybetmekten korkmayın.
Fikirlerinizin başarıya
dönüşmesini görmek istiyorsanız işe denemekle başlayabilirsiniz. Ve bilin ki
yapacağınız hiçbir girişimin sonucu kesinlikle bir başarısızlık değildir.
Sadece bir sonuçtur.
Unutmayın ki yaratacağınız her değerin
insanlığa ve yaptığınız işe çok katkısı olucaktır.
Hepinize şimdiden başarılar ve
başarılarınızın devamını dilerim.
Dünyada ve ülkemizde hayata isyan eden, mutluluğa özlem duyan, yaşadığı ortamın kalitesinden tatmin olmayan, hayat standardından memnun kalmayan, kendisini monoton bir hayat tarzına mahkum etmiş, başarılı insanları sadece taktir etmekle yetinen, aklı ve zekası olduğu halde üretmekten aciz, üşengeç, kendisine güven duymayan, kendisini olması gerektiği gibi temsil edemeyen, büyük sorumluluklar almaktan çekinen ciddi bir insan topluluğu üremektedir. Ben bu topluluğu kendisine sadece tüketmek misyonu üstlenmiş topluluk olarak görüyorum.
Sizce hiç bilenlerle bilmeyenler bir olabilir mi? Tabiki olamaz. İtalyan bilim adamı Galileo Galilei demiş ki ''Bir kişiye hiçbir şey öğretemezsiniz ancak kendi içindekini keşfetmesini öğretebilirsiniz''.
Peki kendinizi keşfedebilmek için neler yapmalısınız?
Öncelikle kişiliğinizi gözden geçirmelisiniz. Daha sonra kendinizi mutsuz eden şeylerin sebebini bulmalısınız ve bu sorunların çözümü için değişime, değişmeye ve değiştirmeye gitmelisiniz.
Unutmayınki kişi kendini değiştirme kararı vermedikçe hiçbir eğitim metodu başarıya ulaşmayacaktır. İnanın mutsuzluğunuza çözüm bulmak bile bir başarıdır.
Başarıya ulaşmak içinde üretmelisiniz. Üretebilmeniz içinde içinizdeki yetenekleri keşfedip yeteneklerinizin başarmanıza yardımcı olacağı alanlara yönelmelisiniz.
Ve bilinki kendinizi yenilemezseniz hayata yenilirsiniz.
Uluslararası çerez üreticisi ve Türkiye'deki chips pazarı lideri Fritolay Brezilya'da düzenlenen 2014 FIFA Dünya Kupası vesilesiyle lay's markası altında hafızalara çok kazınacak ve uzun süre akıllarda kalacak yeni reklam filmi ile tüketicilerin karşısına çıktı. Reklamda Arjantin' li dünyaca ünlü futbol yıldızı İonel Messi'yi oynatan Fritolay son zamanların vazgeçilmez çılgınlığı olan Selfie'yi de kullanarak çok yaratıcı bir reklam ortaya çıkarmış.
Hadi şimdi Lay's in reklamını değişik açılardan analiz edelim ve yorumlayalım?
Sonuç olarak verilen mesaj, reklamda gösterilen lay's çerezinin lezzetinin her zaman ilk öncelik olduğu, bilinirliğinin hiçbir şeyle hiçbir kimse ile kıyaslanamayacak kadar öncelikli olduğu anlatılmak istenmiş ve bu tema çok akılcı bir reklam içeriği ile işlenmiştir.
Böylesine güzel fikirlerle harmanlanmış, bu reklamı yapan ve reklamda emeği geçen herkesi kutlarım. Gerçekten çok güzel bir iş çıkartmışlar.
Sizde ışık görmeyenler, sizi ret eden insanlar hiçbir şey bilmiyorlar. Red edilmek sizi asla durdurmamalı, aksine kamçılamalı.
Soichiro Honda, bildiğiniz üzere dünyaca ünlü Honda firmasının kurucusu.
Honda’nın hikayesi, Toyota firmasında iş görüşmesine gitmesiyle
başlıyor. Bu firma, Honda’ya iş için uygun olmadığını söyleyerek onu
geri çeviriyor. Honda ise vazgeçmiyor ve Toyota ile rekabete girecek
kendi firmasını kurmaya karar veriyor ve böylece Honda doğuyor. Bu
hikayeden öğrenilecek bir şey var ise o da asla vazgeçmemektir!
Birçok kimse, ünlü yazar Stephen King’i bilir ancak çok az insan hayat
hikayesini duymuştur. Stephen’in ilk romanı neredeyse her basımevinden
geri çevrildi ve o da romanını çöpe attı. Karısı ise romanı çöpten
alarak, ona yeniden başvurması konusunda ısrar etti ve tekrar tekrar
yapılan başvurular sonrasında da bizim bildiğimiz Stephen King haline
geldi.
Elvis
Presley - Şuan dünyada kendini tanımayan insanın olmadığını düşünsek de
1954’de Elvis Presley bir hiç kimseydi. Grand Ole Opry’deki ilk
performansının ardından işten atılan Elvis’e mekanın menajeri kamyon
sürmeye geri dönmesini tavsiye etmişti.
Bu ilham verici başarı hikayelerinden öğreneceğimiz en önemli ders,
eğer biz kendimize inanıyorsak, ret edilmenin bir anlamı olamaz!
Hani derler ya her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Aslında o iş tam olarak öyle değil. Her başarının arkasında bir birinden farklı başarısızlık öyküsü yatmaktadır. Başarısızlıklarınıza şahit olanlar ise sizi tekrardan denemeniz için motive edebiliyorsa, vizyonunuza inanmaya devam edebiliyorsa işte onlar asıl arkanızda olanlardır.
Havacılık
alanında yaşadığı gelişmelerle dünyanın önde gelen ülkeleri arasında
yer alan, uçakla seyahat eden yolcu sayısını son yıllarda 8.5 milyondan
150 milyona çıkaran, batısından doğusuna yapılan havalimanları ve
dünyanın en büyük havalimanı 3. Havalimanı projesi ile en önemli
kavşaklarından biri durumuna gelecek olan Türkiye’nin, havacılık
sektöründeki en önemli şirketlerinden Türk Hava Yolları’nın 23 Nisan
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda “Türkiye’de uçamadığımız tek bir
yer kalsa, dünyada en çok noktaya uçmuşuz, ne fayda..” sloganıyla
yayınladığı yeni filmi büyük beğeni topladı.
Şahsen ben reklamı izlerken çok duygulandım. Çok etkileyici. Aynı zamanda reklamın içeriğinde bir reklamdan daha fazlası işlenmiş. Sadece markanın tanıtımından ibaret bir reklam değil. Geçmişin Türkiye şartlarında o yılların ihtiyaç duyulan taleplerini bugün gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu reklamda çok açıklayıcı bir şekilde paylaşmışlar. Batıdan doğuya ülkemizin tamamını kucaklayan ve çocukların umutlarına, hayellerine ışık tutan çok renkli bir reklam olmuş. Reklamda fazlasıyla yaratıcılık var. O çok sevimli küçük mucitlerin göstermiş olduğu hevesli uğraşlar sonucunda uçağın piste doğru iniş yapması. Yine arkasından Ağrı Dağı'nın Iğdır'dan o harika görünümü ve kaptanın çocuklarla göz göze gelip selamlaşması akıllarda kalan en güzel karelerdi.
Sadece reklamın sonunda kullanılan “Türkiye’de uçamadığımız tek bir
yer kalsa, dünyada en çok noktaya uçmuşuz, ne fayda..” sloganı yerine “Yaşasın THY Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti” olabilirdi. Çünkü son yıllarda ''Globally Yours'' sloganı altında birçok reklam yapıldı. Böylesine uzun süre kullanılan global bir sloganın ardından dünyada en çok noktaya uçmuşuz ne fayda demek teorik anlamda acaba global hedeflerden uzaklaşıldı mı algısı yaratabilir.
Reklamda emeği geçen herkesi kutluyorum. Yine bu vesileyle çocuk bayramı haftası içinde olduğumuz 23 Nisan
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda kutluyorum.